İhtişam ve sefalet

İbn Haldun, Mukaddime'nin girişinde, geçmişle geleceğin suyun suya benzemesinden daha çok birbirine benzediğinden söz eder. Yani geçmişte olanlar tıpkı günümüzde olanlar gibidir ve dolayısıyla güncel olaylar geçmişin laboratuvarıdır
İhtişam ve sefalet
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 28.04.2024
Okunma Sayısı : 391

İhtişam ve sefalet

İbn Haldun, Mukaddime'nin girişinde, geçmişle geleceğin suyun suya benzemesinden daha çok birbirine benzediğinden söz eder.

Yani geçmişte olanlar tıpkı günümüzde olanlar gibidir ve dolayısıyla güncel olaylar geçmişin laboratuvarıdırBu, tarihin bir bilim haline gelmesi açısından güçlü bir dayanaktır. Nitekim onun bedeviyet ve hadariyet mekaniğine dayanan tarih okuması da bu tür bir kurgulamaya dayanır.

Oysa bu, tabiatın incelenmesi açısından doğru olsa da, toplumsal hayat, tekerrürden ziyade bir yenilenmeye dayan(malıd)ır ve tarih, insanlık açısından tekrardansa farkın hikâyesi; hep aynı yazgıyı izlemekten çıkışa dair bir bilgeliğin yaşamsal bir ilkeye dönüştürülmesidir.

Nitekim İbn Haldun, İslam dünyasındaki durağanlaşma kadar Avrupa'daki değişmeyi de görecek bir dönemde yaşamıştır.

Ama buradan yeterli dersleri çıkarabildiğini söylemek de güç. Çünkü Doğu hâlâ ihtişamlıdır.

Endülüs'ün ışığı sönse de Timur'un haşmeti parıldamakta, Osmanlı doğmaktadır

Doğu'nun giderek içerisine gömüldüğü bu temel sorununda kadersi bir hikmet bulan İbn Haldun, meseleyi çok da irdelemez ve hatta belki bunu bir meziyet olarak görür.

Güçlü bir egemenin yarattığı ihtişam (sultanlık), halkın ona tâbi olduğu bir sükûnla mümkündür.

Avrupa'da ise bir kargaşa sürmektedir. Ama bu kargaşa zamanla durulacak ve Doğu'da giderek siyasallığın dışına itilen halk, Avrupa'da etkinleşerek siyasal faaliyetlere katılacaktır.

Bu, yani halkın/farklılıkların da siyasal faaliyetlere katıldığı demokrasi (veya şûra sistemi), yani çoğulculuk ve katılımcılık, Platon'dan İbn Haldun'a kadar, bir ayaktakımı yönetimi olarak küçümsenir.

Aslına bakılırsa Kur'an, istişare ve unzurna (birlikte düşünüp birlikte eyleme) ilkesini çoban-sürü ilkesine karşı öne çıkarır ama Kur'an'ı geleneğin bakışıyla okuyan Doğu buradan gerekli dersi çıkaramaz.

Bilinir aslında bu hata ki, o da sonuçta bir kez iktidarı ele geçiren zorbayı, "efradını mani ağyarını cami" bir çıkmaza ve yalnızlığa mahkûm kılar.

Bedeviyetten hadariyete doğru giden bu yolculuk, egemenliği yakalayan şarklı zorbayı ilk fırsatta o noktaya kadar birlikte geldiği etrafından kurtulmayı ve onların yerine devşirme köleleri ikameyi bir iktidar koşulu olarak gören bir çıkmaza sokar.

Güçlerinin farkına varan köleler/devşirmeler ise yine ilk fırsatta bu ahmak zorbayı yerinden ederek kendi iktidarlarını oluşturur ve oyun böylece sürüp gider.

Ama bunu kadersi bir döngü olarak gören bilge, bundan çıkışın yollarını aramaktansa, bunu bir süreklilik olarak yorumlar.

Bu çıkmazın farkına varan ve buradan çıkış için Atina demokrasisini çoğulculaştırarak farklılıkların da katıldığı gerçek bir kosensusa/uzlaşıya dönüştüren Batı'nın geldiği noktayı, Kant'tan ve aslında peygamberler silsilesinden mülhem olarak "birlikte düşünmeye ve birlikte eylemeye cesaret etmek"te özetleyebiliriz.

Kur'an bunu "rainayı (sürüleşme) değil unzurna (birlikte düşünme)'yı esas alın" olarak ifade etse de bu ifade şarkın ruhuna uygun bir anlayışla tam da aksi bir anlama büründürülerek, Yahudilerle sürdürülen bir polemik çerçevesinde okunur/yorumlanır.

Yani onlar peygamberlerine raina (çobanımız) demekteydi, siz ise unzurna (gözeticimiz) olarak hitap edin!

Böylece ayetin hikmeti güncelliğin baskısı altında kaybolup gider.

Peygamberlerin birer şimşek gibi gökyüzünde çakıp kaybolduğu Doğu'nun göğü giderek karanlığa gömülürken, oradan devşirdikleri bilgeliği Atina'nın deneyimiyle sentezleyen Batılılar, meselenin ruhunu ihmal etseler ve görmezlikten gelseler de simyayı kimyaya dönüştürmeyi de bilmişlerdir.

Şehir meclislerinin giderek ulusal meclislere dönüştüğü bir siyasal süreç, buna dair bir örfü tüm topluma yayarak aileden devlete kadar işleyen bir esası hayat düsturu haline getirirken, Doğu, peygamberde sadece tekil bir hükümranı görür ama onun etrafındaki şûranın ve istişarenin farkına bile varmaz.

Tarihin yazdığı (hatırladığı) ise bu anlayış olur; yani bir egemene tâbi olan toplumsal tebaa (reaya).

Egemenin buyruğu aileye, şirkete, mektebe, siyasete, şehre ve toplumun kılcallarına değin işlerken, tâbilere düşen buna riayettir.

İşte o zaman ise düşünmek tebaadan sakıt olur. Aileden devlete kadar tekil güçlerin hükümranlığını esas, birlikte düşünüp birlikte eylemeyi ise bu kutsal hükümranlığa mugayir bir düşüş olarak gören Şarklı zihin, tıpkı Âdem'in cennetten düşmesi gibi, iktidardaki ışıltıya kanarken bu ışıltının ardındaki emeği göremeyen bir aldanışa düşer.

İhtişamın büyülediği bakışlar da süreç içerisinde onun yol açtığı sefaleti gör(e)mez, açıklayamaz ve dolayısıyla da bundan kurtuluşa dair de aklı başında çıkarımlarda bulunamaz. 
Batı'ya da tam da böyle bakılır işte.

O mucizevi parıltının lezzetinden tadılmak istense de onun ardındaki emek görmezlikten gelinir ve hatta küçümsenir.

O zaman ise nice zahmetlerle gerçekleştirilen biçimsel devrimler bir saman alevi gibi parlayıp sönerek İbn Haldun'un o kısır döngüsünü tekrarlayıp durur.

Suyun suya benzediği bu biçimselliğin döngüsünü kırmaya yeltenenlerin ise emekleri, tıpkı Gandi ile Abdulgaffar Han'ın çabalarında da olduğu gibi lanetlenip izleri yok edilir.

Hem de Nehru ve Cinnah gibi biçimsel açıdan Batılılaşmış ama Batı'da olup bitenin ruhunu kavrayamamış, bakışını sadece elmanın ışıltılarına diken mukallitler tarafından. 

Toplumlarının varı ile yoğu ise o simyayı, sözgelimi atom bombasını ele geçirip kendisinde tanrısal bir güç vehmetmeye harcanır ama bunun ardında yatan asıl emek, yani nükleer teknolojiye dair bilim dikkate alınmaz.

O bombalar ise olsa olsa ellerinde patlar ve ezkaza yakalanan kimi ışımalar kalıcı bir aydınlanmaya çevrilemeden sönüp gider.

Koca koca allameler ise sorunun özünü düşünmek ve ortaya aklı başında çözümlemeler koymak yerine haşmetmeaplarına bu ucuz ve biçimsel başarı Formülünü önermekten başka bir şey yap(a)mazlar.

Çünkü üstünlük grafikleri buna, güce işaret etmektedir. O grafiklerin ardındaki emeğe nüfuz etmeye ise kendilerini de besleyen o tebaayı ikna (sessizleştirme) zihniyeti engel olur. 

Güçlü olanın hayatta kalacağına dair düşünce ise tabiat kadar tarihin ve ahlakın da doğrulamadığı Darvinci bir varsayımdır.

Batı'yı etkin ve güçlü kılan ise elindeki silahlar değil, halkı en alttan yukarıya doğru etkinleştiren siyasi, ahlaki ve akli örgütlenme biçimidir.

Öyle ki bu biçim tüm toplumu düşünme ve karar alma süreçlerine dahil ederek hiçbir emeği ve aklı ziyan etmez.

Hiçbir dili ve düşünceyi yasaklı kılmaz. Bizim allamelerimiz ise bu basit gerçekliği görmek yerine en tepedekinin üstünlüğüne zarar gelmesin diye tüm toplumu ve özellikle de farklılıkları ziyan ederek ve görmezlikten gelerek meseleyi sadece bir atom bombası eksikliğinde görür.

Oysa özellikle de dinî duyarlılığa sahip olanlar silahlara, hele hele atom bombası gibi kalıcı etkileri olan silahlara karşı çıkmalı, toplumsal sorunların çözümünde barışçıl yolları tavsiye etmeli değil mi?

Üstelik barış daha insani, daha ahlaki, daha kolay ve daha yapıcı değil mi?

Nükleer teknoloji elbette ki önemli ama bu salt atom bombası elde etmek gibi bir amaca teksif edilince, sadece buna sahip olma pahasına varlarını yoklarını bu amaç uğruna tüketen Pakistan ve İran'ın içerisinde bulunduğu durumun sefaleti de görülemez ya da görmezlikten gelinir.  

Dolayısıyla da toplumları etkin ve güçlü kılanın bu tür stratejik silahlardan ziyade, akıllarını etkinleştirip işlevselleştiren yetkin ve yetişmiş insanlar olduğu, asıl bu alana yatırım yapılması gerektiği de görülemez.

Bırakın bunu görmeyi, ellerindeki bu tip insan sermayesini de çeşitli bahanelerle dışlayarak, susturarak ve öldürerek yok eder, kendi ihtişamlarının sefaleti içerisinde tükenerek sırayı alacak yeni bir bedeviliğin paranoyasında tükenip giderler.

Yazının orjinali için bakınız:https://www.indyturk.com/node/718051

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir2 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete3 Öcalan’ın Çağrısı4 SÖZÜ SAVAŞA BENZER5 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK6 Egemen bakışın açmazı7 Ezilenlerin çelişkisi8 Sömürgecilik9 Eleştirel özgürlük ve ahlak10 Gösteri Toplumu11 Göçmenler, köylüler ve madenler12 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar13 Taha Abdurrahman14 Sörfçü ve göçebe15 Dayanışma ve kapitalistleşme16 Doğru soruları soramamak17 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü18 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik19 Siyasal ahlak20 Fırtına öncesi sessizlik21 Her Dem Yeni Doğarız22 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi23 Adalet ve Hakkaniyete Dair24 Yollar ve tarihsicilik25 İhtişam ve sefalet26 İbrahim ve Odysseus27 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi28 VİCDAN MAHKEMESİ29 Yaşama Sevinci30 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü31 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti32 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)33 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)34 Dilde yurtlanmak (1)35 Fair Play36 Neden37 Siyasal ihtiras38 FİLİSTİN VE HAC39 Sömürgecilik ve maduniyet40 Osmanlı ve cumhuriyet41 KURU OTLAR VE TAŞRA42 Sınırlarda dolaşmak43 İSRAİL44 Gazze'de dile gelen45 Filistin direnişi ve Hamas46 Yeni sömürgecilik47 Savaş ve barış48 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger49 Gandi ve şiddet dışı direniş50 Politikacı, göçmen ve şair51 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik52 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche53 Dini Anarşizim54 Jean Paul Sartre ve özgürlük55 Madunun dili, öfkesidir56 Göçebe tutum57 İttihatçılık ve demokrasi58 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka59 Yollara çıkma vakti60 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa61 Islam ve çagdaslik gerilimi62 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar63 ORUÇLA GELEN64 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset65 Sessizlik ve Bagis66 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)67 Paylasma ve Körlük68 Sedat Yenigün Üzerine69 Bayram70 Sorunsallikta Yasamak71 Cahillik72 Bulgur ve Adalet73 Din, Politika ve Felsefe74 20. Yüzyilin Paradigmasi ve Aliya75 Kamusallasma Sikintisi
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!