BİLGE LİDER GANNUŞİ’NİN SİYASİ VE FİKRÎ MÜCADELESİ

Raşid Gannuşi’nin maruz kaldığı muamele karşısında demokratik dünyanın sessizliği İslâm dünyasında demokrasinin ve fikir özgürlüğünün düşmanlarının kimler olduğunu yeterince göstermiyor mu?
BİLGE LİDER GANNUŞİ’NİN     SİYASİ VE FİKRÎ MÜCADELESİ
Prof.Dr.Yasin AKTAY
Prof.Dr.Yasin AKTAY
Eklenme Tarihi : 12.03.2025
Okunma Sayısı : 171

BİLGE LİDER GANNUŞİ’NİN    

SİYASİ VE FİKRÎ MÜCADELESİ

 

Tunus’ta “devletin güvenliğine karşı komplo kurmak” suçlamasıyla haksız yere tutuklanan Nahda lideri Raşid Gannuşi’nin de aralarında bulunduğu 41 siyasetçi, gazeteci, blog yazarı ve iş adamına, 5 ila 54 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi. Şüphesiz Gannuşi’nin İslâm dünyasındaki önemi sadece siyasetçi olmasından değil, çağdaş İslâm siyasal düşüncesine entelektüel katkılarından kaynaklanıyor. Gannuşi yönetime katılım, halkın yönetimi denetlemesi ve diktatörlüğe karşı bütün güçlerini seferber ederek mücadele etmesinin yöntemi, insan hakları, sivil toplum, laiklik, özgürlükler ve demokrasinin gelişmesi için kafa yormuş bir şahsiyet. Türkçeye tercüme edilen kitapları ve söyleşileri onun zorbaları reddeden bu entelektüel kimliğinin izini 1980’lerden günümüze kadar sürmeyi mümkün kılmaktadır. Gannuşi İslâm’ı “tam kapsamlı bir özgürlük devrimi” olarak tanımladığı için hakkında kapsamlı bir çalışma yapan Azzam Temimi onun için “İslâmcılık geleneğinde bir demokrat” der.

 

MUHALEFETI SINDIRMEYI AMAÇLAYAN YARGILAMALAR  

 

Raşid Gannuşi, Tunus Ulusal Halk Meclisi Başkanı iken parlamentonun Cumhurbaşkanı Kays Said tarafından feshedilmesine karşı koymuş fakat darbeyi engelleyememişti. İsteseydi kendisi de seçimlerden birinci parti olarak çıktığında yavaş yavaş otoriteyi ele geçirip bütün muhaliflerini susturabilirdi. Ancak o fedakâr, mütevazı ve asil yolu  seçerek böylesi girişimlere hiçbir zaman tevessül etmedi. Gelgelelim Gannuşi, bir toplantıdaki sözleri sebebiyle “halkı iç savaşa yönlendirmek” suçlamasıyla evine düzenlenen baskınla 17 Nisan 2023’te gözaltına alınmaktan kurtulamadı. Ulusal ve uluslararası arenadaki tepkilere rağmen, 48 saatlik polis sorgusunun ardından tutuklandı. Sonraki süreçte Gannuşi’nin haklı davasını ve açlık grevindeki siyasi tutukluları desteklemek amacıyla başladığı açlık grevini haberleştirerek dünya kamuoyuna duyuran yayın kuruluşları Tunus’taki demokrasi açısından önemli bir misyon üstlendi.

 

Ne hazindir ki uzun süredir haksız yere tutulduğu hapisten çıkması beklenirken Gannuşi ve beraberindekilere verilen ceza yargılamada adil şartları sağlamayan rejimin neler yapabileceğini bir kere daha gözler önüne serdi. “Instalingo” diye bilinen yargılamalar muhalifleri susturmayı amaçlayan ve bir arada yaşamanın temeli demokrasiyi rafa kaldıran cezalarla sonuçlandı. Aynı davada  ileri yaşı ve sağlık sorunları göz önüne alınmayan Gannuşi’nin yanında Eski Başbakan Hişam el-Meşişi gıyaben 35 yıla mahkûm edildi. Instalingo, seçim kampanya hizmetleri de dâhil olmak üzere dijital içerik üretimi ve çevirisi konusunda uzmanlaşmış bir medya şirketidir. 

 

İddiaların aksine, şirket 2019 seçimlerinde Nahda’nın adayı için hiç çalışmadı, bunun yerine Nahda’nın siyasi muhalifi Abdülkerim ez- Zübeydi’ye hizmet verdi. Bu karar, özellikle Nahda üyelerini, gazetecileri, blog yazarlarını ve bağımsız devlet yetkililerini hedef alan, siyasi muhalefeti ortadan kaldırmak için daha geniş kapsamlı bir baskının parçası gibi görünüyor. Aynı dava kapsamında Eski Bakan Riyad Bittayyib ve Milletvekili Said Fercani de dâhil olmak üzere diğer siyasi figürler, kendilerini Instalingo şirketine, “devlet güvenliğine karşı komplo kurmaya” veya “ekonomik krizi körüklemeye yönelik adımlara” bağlayan herhangi bir delil bulunmaksızın mahkûm edildi. Gannuşi veya diğer sanıklara yönelik suçlamaları destekleyecek hiçbir maddi kanıt sunulmadı.

 

Gannuşi’nin avukatları ve insan hakları savunucuları, açılan davanın “siyasi” olduğunu ve entelektüel siyasetçinin “mesnetsiz suçlamalara maruz kaldığını” belirttiler. Zira siyasi baskı altındaki soruşturma hâkimi Gannuşi hakkında devletin güvenlik güçlerine “tağutun askerleri” dediği gibi mesnetsiz yeni suçlamaları dava dosyasına ekledi. Siyasi baskıların en önemli göstergesi Adalet Bakanlığı’nın Sousse Mahkemesi’ndeki altı soruşturma hâkimiyle savcıyı siyasi otoritenin taleplerine uymadıkları gerekçesiyle görevden almasıydı. Ayrıca aile üyeleri de bu davada hedef gösterilerek cezalandırıldı. Gannuşi’nin oğlu Muaz 35 yıl, kızı Sümeyye 25 yıl, damadı ve Eski Dışişleri Bakanı Refik Abdüsselam ise 34 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

 

Sindirme operasyonları kapsamında siyasi muhaliflerin mal varlığına el konulması uygulaması getirildi. Bu tırmanış, baskının endişe verici yeni bir aşamaya ulaştığını gösteriyor; yargı makamları sadece muhalif figürleri hapse atmakla kalmıyor, aynı zamanda onları ve ailelerini mali ve kişisel kaynaklarından da mahrum bırakıyor. Dahası davada ilişki ağları ve suçlar uydurularak yargılananların bazılarının Türk vatandaşı olmasına da özellikle işaret ediliyor. Bu gelişmeler adalet sisteminin tümüyle siyasallaşması bir yana Türkiye’ye karşı belli bir merkezden yürütülen bir kışkırtmanın olduğu yönündeki yorumları haklı kılıyor. İslâm dünyasının yetkin entelektüellerinden Vadah Hanfar’ı da davaya katarak 35 yıl ceza verilmesi endişe verici bir intikam ve tasfiye hareketinin adım adım uygulandığını gösteriyor.

 

Gannuşi’nin fikirlerinin tartışılıp, tavsiyelerine kulak verilmek yerine siyasi-güvenlik bürokrasisinden müteşekkil Tunus müesses nizamı tarafından zindanlara tıkılması, İslâm dünyasının içinde bulunduğu ve bir türlü çözülemeyen buhranlarının sebebini başka bir yerde aramamızı gereksiz kılan bir durum. Hâlbuki Gannuşi, İslâm dünyasında ılımlılığın, demokrasi ve insan hakları müdafaasının sembol ismidir. Afganistan, Suriye ve Gazze’de silahın gücüyle özgürlüklerin kazanıldığı bir vasatta onun cezalandırılması Gannuşi’nin tarz-ı siyasetinin İslâm dünyasında hiçbir şansının olmadığı anlamına mı geliyor? Önümüzdeki günlerin tartışması bu olacak gibi görünüyor.

 

Gannuşi Filistin davası konusunda da İslâm dünyasının ihtiyaç duyduğu birlik ruhu ve motivasyonunun en güçlü filozoflarından biridir. Filistin davasında ortaya bir tavır koymak gerekiyorsa her şeyden önce böylesi entelektüellerin konuşmalarına, sahada bulunmalarına imkân tanımak gerekiyor. Bunun yerine onları zindanda tutmak, izole etmek İsrail’in ve dostlarının önünü açmaktır. Gannuşi’nin Filistin’le ilgili teşhisleri olabildiğince netti ve uzun yıllarını sürgünde, Batı’da geçirdiği için Batı’nın İsrail’e yönelik aşırı olumlu tutumunun, İslâm ile Batı arasındaki anlayış ve diyaloğu engellediğini görmüştü. 

 

Gannuşi Tunuslu bir siyasetçi ama çabası yalnıza siyasetle sınırlanamayacak boyutlar içeriyor. O bütün İslâm dünyası için, hatta kadri bilinirse bütün çağdaş dünya için çok önemli açılımlar sunabilen bir mütefekkir. Yazdıkları, insanlığın şu ulvi sesi işitmesi için çaba harcadığının kanıtıdır: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve tanışıp kaynaşasınız diye sizleri ırklara, milletlere böldük. Biliniz ki Allah nezdinde en değerli olanınız ona karşı en saygılı ve takvalı olanınızdır. Doğrusu Allah sonsuz ilim sahibidir, her şeyden haberdardır.” (Hucurâ t Suresi, 13. ayet) İbn Haldun’un yetiştiği topraklardan düşünce ve tarih ufkunu beslemiş bir filozof, belki kelimenin tam anlamıyla bir bilge siyasetçi. Kitaplarında, konuşmalarında kendini hemen hissettiren entelektüel derinliği, ufku, siyasi kişiliği ve liderliği ile uyguladığı tarz-ı siyaseti ve bunun altını entelektüel ve fıkhi açıdan doldurma şekli İslâm siyaset düşüncesi açısından kelimenin tam anlamıyla bir içtihat yolu oluşturur. Tabi bütün içtihatlar gibi isabet etme ihtimali bulunduğu gibi hata payı da içeren bir yol. 

 

İslâm dünyasında fikir, entelektüel seviye, derinlik veya ufuk arayanların ilk elde uğraması gereken bir kapıdır Gannuşi. Entelektüel dediysek, bir fildişi entelektüeli değil elbet. Sahada, elini taşın altına koyarak, insanlarla iç içe, çilesini çekerek, bedelini ödeyerek ve gerçeklerle sürekli yüzleşerek ama iddialarından da vazgeçmeyerek yaşanan bir kültürdür onun için entelektüellik. O yüzden yolunu yalnız yürümedi, hep yol arkadaşları oldu. O yol arkadaşlarıyla, dostluğun da hakkını vererek, yardımlaşma ve dayanışma içinde, çilesini de çekerek yürüdü.

 

GANNUŞI’NIN SIYASAL IÇTIHATLARI

 

Bir süre önce Ankara’da İslâm Düşüncesi Enstitüsü’nde Amerikalı siyaset bilimci Andrew F. March, Gannuşi ile yaptığı mülakatların ve tartışmaların yer aldığı, Oxford Üniversitesi tarafından yayınlanan Müslüman Demokrasisi Üzerine (2023) adlı kitabını sundu. Eser tahmin edileceği üzere Gannuşi’nin ömrünün tamamına yayılan mücadelesinden süzülüp gelmiş, belki de o mücadeleyi de yönlendirmiş fikirlerinin güncellenmiş bir özeti gibi. Çalışma March ile Gannuşi’nin müşterek entelektüel çabasının ürünü olarak ortaya çıkmış. 

 

Andrew March genellikle eserlerinde İslâm ahlakı, şeriat ve demokrasi de dâhil olmak üzere modern siyasal ideolojiler arasındaki ilişkiyi ele alan bir akademisyen. En önemli katkılarından biri, Müslüman çoğunluklu toplumlarda İslâmî ilkelerin demokratik yönetimle nasıl uyumlu olduğu üzerinde duran “Müslüman Demokrasisi” fikrinin analizidir. March, İslâmî çerçevelerin çoğulculuğu, bireysel hakları ve siyasi katılımı nasıl barındırabileceğini, aynı zamanda dinî otorite ile seküler demokratik normlar arasındaki gerilimden kaynaklanan zorlukları hangi açılardan ele alabileceğini vurguluyor. Araştırmalarının sonuçları dinî değerlerin demokratik ilkelerle bütünleştirilebileceğini ortaya koyuyor. March, “Müslüman Demokrasisi” kavramını ve özellikle Tunus tecrübesini anlama arayışı bağlamında, birçok Tunuslu lider ve düşünürle bir araya geldiğinde Gannuşi’nin kişiliğinin, düşünce tarzının, önemsiz meselelerden ve her türlü şüphe ve yolsuzluktan uzaklığının ortaya çıkardığı fark üzerine nadir bir fikir birliği oluştuğunu kaydediyor. March, bu farkın Arap siyasetçiler arasında yok denecek kadar az bulunduğu düşüncesinde.

 

March, Gannuşi ve Nahda hareketinin zor kararlar almasına rağmen her zaman demokratik ilkeleri hayata geçirmeye çalıştığı kanaatinde. March’ın Ankara’daki toplantıda sunduğu kitabı, Gannuşi’nin yayımlanmış on makalesinin yanı sıra onunla demokrasi kavramı ve İslâm devleti kavramı üzerine yaptığı 80 sayfayı aşkın yazışmaya yer veriyor. 

March Gannuşi’nin siyasete ilişkin tarzını açıklarken, bir siyasetçinin kendini izole etme lüksüne sahip olmadığını, herkesle etkileşim içinde bulunması ve beraber çalışması gerektiğini vurguladı.

 

Türkiye’nin İslâm dünyasında öne çıkmasını sağlayan demokratik adımların önemine değinen March ayrıca Gannuşi ile demokrasi, çoğulculuk ve laiklik kavramları üzerine gerçekleşen diyaloğun içeriğini değerlendirdi. Ona göre Fransız tarzı modele dayanan ve dini tümüyle reddeden Burgiba’nın seküler Tunus tecrübesinin, Gannuşi’yi, etik ve değerler sisteminin dışlanmasının ve bunun sonucunda halkın ve ülkenin maruz kaldığı tecavüzlerin doğurduğu tehlikelerden milleti koruyacak yeni siyasal kavramlar geliştirmeye teşvik etmiş olabileceği tespitini yaptı. Yazışmalarda Gannuşi’nin, siyasi eylemin temelinin toplum üyeleri arasındaki anlaşma olduğu, insanları belirli bir dini veya ideolojiyi benimsemeye zorlamaya kimsenin hakkının olmadığı ve siyasi inanç özgürlüğüne ve bireysel özgürlüğe saygının esas olduğu yönündeki vurguları öne çıkıyor.

 

Gannuşi, Medine’de toplumun tüm kesimlerinin katılımı ve başkalarına saygı temelinde özgürlük ve katılımı temin eden Medine Vesikası’ndaki ifadeleri bütün söylemlerinde özenle işler. March özelikle onun bu konudaki vurgularının çok önemli bir referans oluşturduğunu kaydeder. March sunumunda ayrıca Gannuşi’nin tecrübelerinden, Seyyid Kutub’un kitaplarını okumalarından ve Cezayirli düşünür Malik Bin Nebi ile yaptığı tartışmadan kesitler sundu ve bu fikirlerden nasıl faydalandığını ve gerçek demokrasi kavramını zenginleştirmek için nasıl kullandığını anlattı.

 

March’ın Gannuşi’yi ve düşüncelerini tartışan sunumu Gannuşi’nin düşüncelerinin siyaset ve sosyal bilimciler nezdinde nasıl bir bağlama oturduğunu göstermesi açısından değerliydi. Gannuşi demokrasi tartışmaları konusunda kendi içinde son derece sağlam, tutarlılığı bulunan bir yaklaşıma sahip. Demokrasi derken asla bir araçtan bahsetmiyor. Bununla klasik anlamda İslâmî şûra uygulamasının anakronik bir uygulamasından da söz etmiyor. Bilakis şûra, her Müslümana olduğu gibi kendisine de bir değer ve ilke olarak yol veriyor. Ancak Gannuşi tabiri caizse çağdaş Müslümanlar için, şûra fikrinden de ilham alan yeni siyasal içtihatların imkânlarını araştıran bir düşünür.

 

Raşid Gannuşi, sadece Tunuslu değil, bütün İslâm dünyasının en önemli düşünürlerinden ama varlığı Tunus’a ayrı bir değer katan, ülkesi için büyük fırsat olan bir şahsiyet. Onun hapiste tutulması Tunus için utanç verici, tıpkı diğer İslâm âlimi ve düşünürlerinin kendi ülkelerinde hapiste tutulması gibi, ancak aynı zamanda bütün İslâm dünyası için haysiyet kırıcı. Gannuşi’nin ve diğer İslâm düşünürlerinin maruz kaldığı muamele karşısında demokratik dünyanın sessizliği İslâm dünyasında demokrasinin ve fikir özgürlüğünün düşmanlarının kimler olduğunu yeterince göstermiyor mu?

 

Yazının orjinali için bakınız:umran Dergisi-Sayı: 367 | Mart 2025 | sh-18-21

 *Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!